8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kaçan Fırsatlar Otobüsü yahut Kısmet

          Bekle! Of! Otobüse yetişmeye çalışmak ne zormuş. Hele burkulmuş bir ayakla. Hele insanların bakışları bu kadar tuhaflaşmışken. Lanetler önce ayağıma, sonra bana bakıyor; bir acıma ünlemi dökülüyor o gözlerden istemsiz. Böyle bir ayakla hayat boyu yaşamak zorunda olsam ne olurdum acaba? Katil? Mümkün. İnsan bu bakışlara nasıl alışır, toplum neden insanı buna alıştırır? Ah, o gözler, o sinsi gözler o kadar çok şey anlatıyor ki. Acımak mesela… İyi ki ben bu durumda değilim, yaşasın, demenin en insanlaştırılmış, medenileştirilmiş, sevinirken vicdan azabına mahal vermeyen uyarlaması… Bir kişi daha bana kocaman kocaman gözlerle bakarsa imdat, diye bağıracağım. İçteki pisliği saklamak için bu ne çaba? Halbuki o pislik siz fark etmeden gözlerinizden akıyor bayım. Buyurun, silmek isterseniz bu mendili kullanın. Yalnız unutmayın, bu sizin iyi bir insan olmanıza yetmeyecektir. Çünkü içiniz o kadar pis ki. Bu kadarcığını temizlemekle tamamen arınamazsınız. İyi günler!
Öğürüp duruyorum, tüm nefretimi kusamıyorum. İçimdeki soru çimdikliyor beynimi. Ya ben de böyle yapıyorsam? Ya ben de aynı kızdığım insanlar gibiysem? O zaman bu beni ne yapar? Onlardan daha kötü olmaz mıyım? İkiyüzlü olmaz mıyım? Ama ben… Ben öyle biri değilim… Yani… Galiba.
Şu otobüse bir yetişsem! Gerçekten yoruldum. Gerçeklerden de yoruldum. Bu yavaşlığım beni ne kadar delirtse de yetişmeliyim. Bunca ay bekledikten sonra geç kalamam bu iş görüşmesine. Nihayet kapıya vardım, son adam da bindi. Ha gayret… Ama kapı… Kapandı. Şaka… Gerçekten şaka… Şoför pişmiş kelle gibi sırıtarak doldu, diyor. Ayağıma şöyle bir baktı. Seni görebildiğime göre dolu falan değil açsana kapıyı. O aynadan beni görüyordun değil mi bunca zaman? Bir de güldü adam. Benimki de laf. Acımasınlar diyen başkasıydı sanki. Acımadılar işte ne oldu? Toplumca giymemiz gereken maskeleri giymediğimizde de fena olacakmış demek. En iyisi olmadığımız kimseler gibi dolanmak mı etrafta? Gibi yaparak, -mış gibi yaşayarak… Vazgeçtim acıyarak bakabilirlerdi aslında. Pardon, düşüncemizi iade edip iş görüşmesini alabiliyor muyduk? Dünyayı ben kurtaracağım sanki.
Taksiye verecek param yok, otobüs de hayatımın fırsatlarından birini ardına zincirleyip yavaştan kalkıyor. Her zamanki gibi ben, bu fırsatın kaçmasını sadece izliyorum. Şu ayağım iyi olaydı otobüsü tekmeler hıncımı alırdım. Alırdım… Kimi kandırıyorsam. Ayağım sağlam olsa eminim bir bahane bulup kinimi yine çöplüğe dönmüş içime kusacaktım. Bu huyumdan da bir sıkıldım ki, o kadar olur. İnsanlar bana nasıl davranırlarsa davransınlar onlara karşı kötü davranmamak, davranamamak herhalde bir çeşit aile geleneği. Aynısından babamda var. Biri yanağıma mı vurdu, öbür yanağımı uzatayım. Nasıl öğretmişse bu saçma sapan sürekli alttan alan insan modelini. Adeta inatçı bir leke. Çıkmıyor, çıkmıyor, çıkmıyor. Artık iyi olmak istemiyorum ben. Başkalarının üzerine basarak, duygularını çiğneyerek mutlu olasım var. Diğer insanların bana yaptığı gibi. O zaman ne farkım kalır onlardan? Kalmazsa kalmasın farklı olunca ne oluyor sanki? Daha çok hor görülme, daha çok kendine benzetme çabası… Olan bu. Farklılık dediğinin bir işe yaradığı yok yani karın ağrısından, gönül bulantısından başka. Herkes gibi olmaktır belki de yıllar yılı aradığım, mutluluk dedikleri, tatmadığım, tattıysam da çok çabuk bittiğinden farkına varamadığım duygunun anahtarı. Mutlu olduğumda, eğer olursam tabii, onun mutluluk olduğunu nasıl anlarım? Aşka benzer mi? Bir defa âşık olmuştum galiba. Bana söylenen oydu en azından. Onu görmediğim zaman yoktu. Hayali, hep dolaşırdı benimle. Arkadaşlarımla dedikodu yaparken bir köşeye ilişir muzip muzip bakardı, yolda yürürken benimle yürür, akşam hep benimle uyurdu. Onun etten kemikten halini gördüğümdeyse karnımda bir acı hissederdim. Bu beni hüngür hüngür ağlatacağına gülümsetirdi. Tabi bu aşkın taze olduğu zamanlardı. Son kullanma tarihi geçmiş ve kesilmiş süt haline geldiğinde onu hala içmeye çalışan ben, ondan zehirlenerek uzun bir süre insan içine çıkamamıştım.
Mutluluk da bedeni terk ederken acı veriyor muydu? Veya sonrasındaki boşluk hissini? Öyleyse mutluluk kalsın, istemez. Benim aşk hayatındaki bu bahtsızlığım başka yerlere de sıçramış, tedavisi mümkün olmayacak şekilde onları da sarmıştır kesin. Sonunda iyi bir olay olmasına izin vermiyordur. Sonu mutlu biten filmleri izledim. Sadece izledim. Yaşamadım hiç. Peri masalı bitip de gerçek perdesi aralanınca o perdeden gördüğüm, bana bu konuda bir film süresince bile mutlu olunamayacağını hatırlatıyordu. O yapmacıklık sandığım şey, neden sorusunu sordurarak gerçeğe dönüşüp göze kaçmış toz misali batıyordu. Rahatsız edilmek istemiyordum bu şekilde. Ben de yatağımı tek kişilik yaptım duygu ve düşüncelerimle beraber. Çift kişilik yatak benimle konuşuyor, onun hakkında yanıtlayamadığım sorular soruyor, yaylarını acımasızca gönlüme batırıyordu çünkü. Hep çift kişilik yatak yüzündendi bu sorular. Yatak olmasaydı bu ilişkiye devam ederdim ben tüm salaklığımla. Yatak, acımasız davranıyordu da onun kadar değil. Her gece kafamı çevirip baktığımda yatağın boş tarafı yerine onu görseydim belki yatakla hiç muhabbete girmez, onunla mutlu olurdum. Mutlu olmaya yaklaştığımı zannederken mutluluğun benden koşarak kaçtığını öğrenmek boşluklardan oluşan bana bir boşluk daha eklemişti. O kadar boşluğum vardı ki hangi birine üzüleyim sorusunu yanıtlayamadım ve ağlayamadım.
Ayrılalım, dediğinde ona sadece baktım, arkamı dönüp yoluma devam ettim. Öyle yapmış olmalıyım; çünkü kendime geldiğimde yürüyordum, o yoktu. Bir korkak gibi gitmiştim yanından hiçbir şey sormadan, söylemeden ağladığımı görmesin diye.
            Otobüs… Yürü git ne yapayım. Yeter be! Ama bu… O mu yoksa? Yanıldım mı ki? Yok yahu ben yanılsam üzüntülerim yanılmaz bu O. Fırsatlar otobüsüne binmiş hayatımdan yavaş yavaş ayrılıyor. İş görüşmesi de gitti. Neden her şey ters gitmek zorunda? Ters gitmezse bir gün hiçbir şey, hayata hayat demem canım ben, acısız olur mu? Şansla işler nereye kadar? Bu şansla hiçbir yere olmadığı kesin zaten. Vallahi yığılacağım yol ortasına. Biri acır da hastaneye götürür belki. Pes ettim artık.
            Sahi… Otobüse yetişmiş olsaydım ne olurdu? Hayatımda ne değişirdi? Bir işim olacağı ya da en azından denedim diyebileceğim kesin. Ama o işte mutlu olabilir miydim? Bunca aydır boş gezdiğimden değil miydi oraya girmek istemem? Öyleydi… Öyleydi ya mutlu olmak istediklerimden şimdiye kadar bir hareket görmemiştim. Belki emin olamadığımdaydı mutluluk. Belki ben hep yanlış karta oynuyordum. Bir kere de buna oynasaydım ne olurdu? Oynayabilseydim… Farz edeyim alındım bu işe… Eee? Bir kere beni iş tatmin etmeyeceğinden yine mızırdanırdım. Sonra… Alışırdım. Herkesin öyle ya da böyle alıştığı mutsuzluğa. Zaten mutsuzum. Daha da mutsuz olurdum. Otobüse binseydim onu görünce yelkenleri suya indirecektim. En azından konuşacaktım onunla. Sonra o numaramı isteyecekti, eminim. Ego kırıntılarını üzerimde denemek en sevdiği şeydi çünkü. Her yanlış yaptığında ona daha sıkı sarılan bir salağa ne yapsın başka? Yine aramızda bir şeyler olacaktı. Yine ben önce mutlu olacaktım. Ya da bu sefer yenik başlayacaktım bu ilişkiye, her seferinde her şeye evet demiş taraf olarak. O yine istediğini yapacak ve affedilecekti. Ben ise işte ve evde mutlu olamayan, sadece uykusunda zebanilerin yakasını bıraktığı, ki o da şüpheli rüyaları kontrol edemediğimize göre, bir kurban olacaktım yeniden. İkinci bir şansı o otobüse binseydim hem bu işe hem de ona verir miydim gerçekten? Hayat beni hiç mi akıllandırmamıştı? Galiba akıllanmıştım. Tek sorun aklımı canım istediğinde kullanmamdı. Ben akıllanmak değil, mutlu olmak isterdim sadece; ama bana biçilen herkese biçilenle aynıydı. Ne yapayım bu fırsat da kaçıp gitmişti. Baktığında acı çekme fırsatı olarak görünmesine rağmen.
Fırsat dediğim kovalamadan ayağıma gelir, benim koşmama gerek kalmazdı. Her şeyi kovalamaktan yorulmuş boşluklarım bu fikre o kadar katıldılar ki bir ip dudak kenarlarımı yukarı doğru çekiyor. Ben, mutluyum galiba otobüse yetişemediğim için. Suratıma kapanan kapı bana aslında kötü olanın kapısını kapatıyor olabilir. O iş görüşmesine gitmeyerek daha da iyi bir işe evet deme şansını kaçırmayacağım. O otobüse binmeyerek onu hayatıma sokmadım, onun yerine başka biri girecek hayatıma, kim bilir. Bu kadar sıkıntıyı benden uzaklaştıran otobüse üzülmek neden o zaman? Aman! Varsın gitsin. Başka otobüs mü yok!

Haaah! Kız iyice yedi kafayı derler şimdi, evet olan oldu. Kısmet!

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder