Bekle!
Of! Otobüse yetişmeye çalışmak ne zormuş. Hele burkulmuş bir ayakla. Hele
insanların bakışları bu kadar tuhaflaşmışken. Lanetler önce ayağıma, sonra bana
bakıyor; bir acıma ünlemi dökülüyor o gözlerden istemsiz. Böyle bir ayakla
hayat boyu yaşamak zorunda olsam ne olurdum acaba? Katil? Mümkün. İnsan bu
bakışlara nasıl alışır, toplum neden insanı buna alıştırır? Ah, o gözler, o
sinsi gözler o kadar çok şey anlatıyor ki. Acımak mesela… İyi ki ben bu durumda
değilim, yaşasın, demenin en insanlaştırılmış, medenileştirilmiş, sevinirken
vicdan azabına mahal vermeyen uyarlaması… Bir kişi daha bana kocaman kocaman
gözlerle bakarsa imdat, diye bağıracağım. İçteki pisliği saklamak için bu ne
çaba? Halbuki o pislik siz fark etmeden gözlerinizden akıyor bayım. Buyurun,
silmek isterseniz bu mendili kullanın. Yalnız unutmayın, bu sizin iyi bir insan
olmanıza yetmeyecektir. Çünkü içiniz o kadar pis ki. Bu kadarcığını
temizlemekle tamamen arınamazsınız. İyi günler!
Öğürüp duruyorum, tüm nefretimi
kusamıyorum. İçimdeki soru çimdikliyor beynimi. Ya ben de böyle yapıyorsam? Ya
ben de aynı kızdığım insanlar gibiysem? O zaman bu beni ne yapar? Onlardan daha
kötü olmaz mıyım? İkiyüzlü olmaz mıyım? Ama ben… Ben öyle biri değilim… Yani…
Galiba.
Şu otobüse bir yetişsem! Gerçekten
yoruldum. Gerçeklerden de yoruldum. Bu yavaşlığım beni ne kadar delirtse de
yetişmeliyim. Bunca ay bekledikten sonra geç kalamam bu iş görüşmesine. Nihayet
kapıya vardım, son adam da bindi. Ha gayret… Ama kapı… Kapandı. Şaka… Gerçekten
şaka… Şoför pişmiş kelle gibi sırıtarak doldu, diyor. Ayağıma şöyle bir baktı.
Seni görebildiğime göre dolu falan değil açsana kapıyı. O aynadan beni görüyordun
değil mi bunca zaman? Bir de güldü adam. Benimki de laf. Acımasınlar diyen
başkasıydı sanki. Acımadılar işte ne oldu? Toplumca giymemiz gereken maskeleri
giymediğimizde de fena olacakmış demek. En iyisi olmadığımız kimseler gibi
dolanmak mı etrafta? Gibi yaparak, -mış gibi yaşayarak… Vazgeçtim acıyarak
bakabilirlerdi aslında. Pardon, düşüncemizi iade edip iş görüşmesini alabiliyor
muyduk? Dünyayı ben kurtaracağım sanki.
Taksiye verecek param yok, otobüs
de hayatımın fırsatlarından birini ardına zincirleyip yavaştan kalkıyor. Her
zamanki gibi ben, bu fırsatın kaçmasını sadece izliyorum. Şu ayağım iyi olaydı otobüsü
tekmeler hıncımı alırdım. Alırdım… Kimi kandırıyorsam. Ayağım sağlam olsa
eminim bir bahane bulup kinimi yine çöplüğe dönmüş içime kusacaktım. Bu
huyumdan da bir sıkıldım ki, o kadar olur. İnsanlar bana nasıl davranırlarsa
davransınlar onlara karşı kötü davranmamak, davranamamak herhalde bir çeşit
aile geleneği. Aynısından babamda var. Biri yanağıma mı vurdu, öbür yanağımı
uzatayım. Nasıl öğretmişse bu saçma sapan sürekli alttan alan insan modelini.
Adeta inatçı bir leke. Çıkmıyor, çıkmıyor, çıkmıyor. Artık iyi olmak
istemiyorum ben. Başkalarının üzerine basarak, duygularını çiğneyerek mutlu olasım
var. Diğer insanların bana yaptığı gibi. O zaman ne farkım kalır onlardan?
Kalmazsa kalmasın farklı olunca ne oluyor sanki? Daha çok hor görülme, daha çok
kendine benzetme çabası… Olan bu. Farklılık dediğinin bir işe yaradığı yok yani
karın ağrısından, gönül bulantısından başka. Herkes gibi olmaktır belki de
yıllar yılı aradığım, mutluluk dedikleri, tatmadığım, tattıysam da çok çabuk
bittiğinden farkına varamadığım duygunun anahtarı. Mutlu olduğumda, eğer
olursam tabii, onun mutluluk olduğunu nasıl anlarım? Aşka benzer mi? Bir defa âşık
olmuştum galiba. Bana söylenen oydu en azından. Onu görmediğim zaman yoktu. Hayali,
hep dolaşırdı benimle. Arkadaşlarımla dedikodu yaparken bir köşeye ilişir muzip
muzip bakardı, yolda yürürken benimle yürür, akşam hep benimle uyurdu. Onun
etten kemikten halini gördüğümdeyse karnımda bir acı hissederdim. Bu beni
hüngür hüngür ağlatacağına gülümsetirdi. Tabi bu aşkın taze olduğu zamanlardı.
Son kullanma tarihi geçmiş ve kesilmiş süt haline geldiğinde onu hala içmeye
çalışan ben, ondan zehirlenerek uzun bir süre insan içine çıkamamıştım.
Mutluluk da bedeni terk ederken acı
veriyor muydu? Veya sonrasındaki boşluk hissini? Öyleyse mutluluk kalsın,
istemez. Benim aşk hayatındaki bu bahtsızlığım başka yerlere de sıçramış,
tedavisi mümkün olmayacak şekilde onları da sarmıştır kesin. Sonunda iyi bir
olay olmasına izin vermiyordur. Sonu mutlu biten filmleri izledim. Sadece
izledim. Yaşamadım hiç. Peri masalı bitip de gerçek perdesi aralanınca o
perdeden gördüğüm, bana bu konuda bir film süresince bile mutlu olunamayacağını
hatırlatıyordu. O yapmacıklık sandığım şey, neden sorusunu sordurarak gerçeğe
dönüşüp göze kaçmış toz misali batıyordu. Rahatsız edilmek istemiyordum bu
şekilde. Ben de yatağımı tek kişilik yaptım duygu ve düşüncelerimle beraber.
Çift kişilik yatak benimle konuşuyor, onun hakkında yanıtlayamadığım sorular
soruyor, yaylarını acımasızca gönlüme batırıyordu çünkü. Hep çift kişilik yatak
yüzündendi bu sorular. Yatak olmasaydı bu ilişkiye devam ederdim ben tüm
salaklığımla. Yatak, acımasız davranıyordu da onun kadar değil. Her gece kafamı
çevirip baktığımda yatağın boş tarafı yerine onu görseydim belki yatakla hiç
muhabbete girmez, onunla mutlu olurdum. Mutlu olmaya yaklaştığımı zannederken
mutluluğun benden koşarak kaçtığını öğrenmek boşluklardan oluşan bana bir
boşluk daha eklemişti. O kadar boşluğum vardı ki hangi birine üzüleyim sorusunu
yanıtlayamadım ve ağlayamadım.
Ayrılalım, dediğinde ona sadece
baktım, arkamı dönüp yoluma devam ettim. Öyle yapmış olmalıyım; çünkü kendime
geldiğimde yürüyordum, o yoktu. Bir korkak gibi gitmiştim yanından hiçbir şey
sormadan, söylemeden ağladığımı görmesin diye.
Otobüs…
Yürü git ne yapayım. Yeter be! Ama bu… O mu yoksa? Yanıldım mı ki? Yok yahu ben
yanılsam üzüntülerim yanılmaz bu O. Fırsatlar otobüsüne binmiş hayatımdan yavaş
yavaş ayrılıyor. İş görüşmesi de gitti. Neden her şey ters gitmek zorunda? Ters
gitmezse bir gün hiçbir şey, hayata hayat demem canım ben, acısız olur mu?
Şansla işler nereye kadar? Bu şansla hiçbir yere olmadığı kesin zaten. Vallahi
yığılacağım yol ortasına. Biri acır da hastaneye götürür belki. Pes ettim
artık.
Sahi…
Otobüse yetişmiş olsaydım ne olurdu? Hayatımda ne değişirdi? Bir işim olacağı ya
da en azından denedim diyebileceğim kesin. Ama o işte mutlu olabilir miydim?
Bunca aydır boş gezdiğimden değil miydi oraya girmek istemem? Öyleydi… Öyleydi
ya mutlu olmak istediklerimden şimdiye kadar bir hareket görmemiştim. Belki
emin olamadığımdaydı mutluluk. Belki ben hep yanlış karta oynuyordum. Bir kere
de buna oynasaydım ne olurdu? Oynayabilseydim… Farz edeyim alındım bu işe… Eee?
Bir kere beni iş tatmin etmeyeceğinden yine mızırdanırdım. Sonra… Alışırdım.
Herkesin öyle ya da böyle alıştığı mutsuzluğa. Zaten mutsuzum. Daha da mutsuz
olurdum. Otobüse binseydim onu görünce yelkenleri suya indirecektim. En azından
konuşacaktım onunla. Sonra o numaramı isteyecekti, eminim. Ego kırıntılarını
üzerimde denemek en sevdiği şeydi çünkü. Her yanlış yaptığında ona daha sıkı
sarılan bir salağa ne yapsın başka? Yine aramızda bir şeyler olacaktı. Yine ben
önce mutlu olacaktım. Ya da bu sefer yenik başlayacaktım bu ilişkiye, her
seferinde her şeye evet demiş taraf olarak. O yine istediğini yapacak ve
affedilecekti. Ben ise işte ve evde mutlu olamayan, sadece uykusunda
zebanilerin yakasını bıraktığı, ki o da şüpheli rüyaları kontrol edemediğimize
göre, bir kurban olacaktım yeniden. İkinci bir şansı o otobüse binseydim hem bu
işe hem de ona verir miydim gerçekten? Hayat beni hiç mi akıllandırmamıştı?
Galiba akıllanmıştım. Tek sorun aklımı canım istediğinde kullanmamdı. Ben
akıllanmak değil, mutlu olmak isterdim sadece; ama bana biçilen herkese
biçilenle aynıydı. Ne yapayım bu fırsat da kaçıp gitmişti. Baktığında acı çekme
fırsatı olarak görünmesine rağmen.
Fırsat dediğim kovalamadan ayağıma
gelir, benim koşmama gerek kalmazdı. Her şeyi kovalamaktan yorulmuş boşluklarım
bu fikre o kadar katıldılar ki bir ip dudak kenarlarımı yukarı doğru çekiyor.
Ben, mutluyum galiba otobüse yetişemediğim için. Suratıma kapanan kapı bana
aslında kötü olanın kapısını kapatıyor olabilir. O iş görüşmesine gitmeyerek
daha da iyi bir işe evet deme şansını kaçırmayacağım. O otobüse binmeyerek onu
hayatıma sokmadım, onun yerine başka biri girecek hayatıma, kim bilir. Bu kadar
sıkıntıyı benden uzaklaştıran otobüse üzülmek neden o zaman? Aman! Varsın
gitsin. Başka otobüs mü yok!
Haaah! Kız iyice yedi kafayı derler
şimdi, evet olan oldu. Kısmet!
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder